Gişe Memuru, Çatalca gişelerinde nöbet tutan, dünyasını dar bir kabinle baba evinin arasında kurmuş Kenan’ın içe kapanık varoluşuna eğiliyor. İnsanlardan sakındığı sözlerini, içinden taşan hayallerine fısıldayan Kenan’ın gerçek ile zihninin kıyıları birbirine sürtündükçe sesler, görüntüler katmanlanıyor. Kalp hastası babasıyla kurduğu mesafeli bağ ve yıllardır tanıdıkları, konuşkan bakıcı Nurgül’ün anaç varlığı, bu suskun evrene tek sıcak sızıntı. Yeni işletme şefinin gelişi ise durağanlıkta küçük bir fay hattı yaratıyor. Film, sıkışmışlık hissini, erkeklik ve otorite gölgelerini, kabin kadar dar bir ruh halini minimal mizansenler ve titiz ses tasarımıyla işlerken, izleyiciyi Kenan’ın zihninin içine, rüya ile vardiya arasındaki bulanık hatta davet ediyor. Şefkat talebiyle denetimin soğuk dili çarpıştığında, rutinindeki ince çatlaklar derinleşiyor.