A Ay, çocukluğun kıyısında sallanan bir salıncak gibi; 12 yaşındaki Yekta’nın ada rüzgârıyla savrulan iç dünyasını, büyük bir köşkün ağır sessizliğiyle yan yana koyar. Geleneklerinden ve köşkten kopamayan halasıyla yaşarken, adanın öte ucundaki İngilizce öğretmeni diğer halası onu bu suskunluktan çekip çıkarmak ister. Fakat Yekta’nın kalbinde hiç sönmeyen bir bekleyiş vardır: bir gün annesinin kapıdan içeri gireceği umudu. Deniz, rüzgâr ve gıcırdayan ahşaplar arasında zaman döngüye girer; rüya ile uyanıklık, çocukluk ile büyüme birbirine karışır. A Ay, büyümenin sancısını ve aileye tutunan inancı, puslu koridorlarda, şiirsel bir dinginlikle fısıldar. Gözler, kelimelerden önce konuşur; ada ise sessiz bir tanık gibidir.